Make your own free website on Tripod.com

ŞİDDETLİ İSTEMEK

 

 

Başarmak üretmektir. Üretmiyorsanız başarılı olamazsınız. Her başarının içinde, var olmanın ayrı bir hikayesi yer alır. Tüm başarıların ortak bir özelliği, içlerinde güçlü arzu barındırmalarıdır. Başarı büyükse, ona yol açan arzu da büyüktür. Ne kadar başarılıysanız o kadar arzulusunuz. Kainatı yaratan arzu en büyük arzuydu. Küçük  arzuyla bir mektup, büyük  arzuyla  bir kitap yazarsınız.

 

Bugününüz geçmişteki arzularınızın eseridir, geleceğinizi de bugünkü  arzularınız belirleyecek. İradenize bırakılan kaderi, başka hiçbir şey değil, arzularınız yani dualarınız belirler. Yaptıklarınız, yapmadıklarınız; yapacaklarınız ve yapmayacaklarınız yani her şeyiniz, yani tüm kendiniz arzularınıza bağlı. Üreteceğiniz her şey ne istediğinize, nasıl ve ne kadar istediğinize veya istemediğinize bağlıdır.

 

Herkeste var olan sıradan arzulardan söz etmiyorum. İstemekten, dilemekten, basitçe ümit etmekten söz etmiyorum. Üzgünüm: Sözünü ettiğim arzuyu ifade edecek başka bir kelime de bulamıyorum. Burada herkesin bildiği  arzudan değil, çok az insanın bildiği arzudan bahsediyorum.

 

Televizyon seyretmek gibi, roman okumak gibi olan arzu değil konumuz. Basit hayallerden söz etmiyoruz. "Keşke talih kuşu benim başıma konsa, başbakan olsam" der gibi bir arzu değil bu. "Milyarder olabilsem, Sabancı'nın yerinde ben olsaydım" gibi arzulardan bahsetmiyoruz. Dağları delebilen arzuyu bilir misiniz? Orduları tek başına mağlup eden arzuyu. Bir damla suyun çelik gibi taşı kırabildiği, donan suyun demir boruyu parçaladığı arzuyu biliyor musunuz?

 

Kainattaki tüm güç ilişkileri arzu kanuna dayanır. Arzu, manevi gücün doğduğu kaynaktır. Yalnızca arzularınız ruhunuzdan doğar.  Ne kadar çok arzuya sahip olursanız o kadar güçlü olursunuz. Çünkü ruh güçtür. Ruhtan saçılan da elbette güçlü olacaktır. Arzu ne kadar şiddetli ise sonuç o kadar güçlüdür. Bir Batı düşünürü şöyle der:  "Duygularınızın şiddetini bilseydim gelecekte atacağınız adımların büyüklüğünü söyleyebilirdim." Arzu duygudur ve tüm duygular arzu duygusunda birleşirler. Arzu, yerine göre sevgi olur, yerine göre nefret olur. Tüm duygular arzulamakla arzulamamak arasındaki çizgi üzerinde dizilirler. Duygularınıza rağmen yaptığınız ne var hayatınızda? Ya sevdiğiniz için, ya nefretleriniz yüzünden ya da korkularınızdan dolayı yapıyorsunuz. Doğru değil mi?

 

Kolomb çok istemeseydi aylar süren yolculuğuna dayanabilir miydi? Gemisinde defalarca isyanlar çıktı. Tayfalarının çoğu öldü. Yıldırıcı okyanus dalgalarıyla boğuştu. Çok arzulamasaydı, o zorluklara dayanmaya devam edebilir miydi? O insanların arzuları çok güçlüydü. Ne kadar güçlü olacağınızı ne kadar şiddetli istediğiniz belirler.

 

Zor sanılan başarı aslında ummadığımız derecede kolaydır. Başaranlarla başarmayanlar arasında harcadıkları çabalar açısından neredeyse hiç fark yoktur. Oysa onların dağlar ile taşlar kadar birbirlerinden farklı olduklarını sanırız. Bir cümleyi yazmakla, yazmamak arasındaki fark çok küçüktür. Bir sigarayı içmekle içmemek arasındaki fark çok küçüktür. Ama bu iki küçük eylemin sonuçları arasında korkunç farklar olduğunu görüyoruz. Cümleyi yazarsanız  kitap yazarsınız. Sigarayı içerseniz ömrünüzü kısaltırsınız. Bu küçük fark bize büyük bir fırsat veriyor. Bu sayede biz de tüm başarılı insanlar gibi başarıyı yakalayabiliriz. Baş döndürücü bir başarıya imza atabilmek için baş döndürücü işler yapmak zorunda değiliz. Büyük iş yapmak çok iş yapmaktan ziyade farklı iş yapmaktır.

 

Bizi şurası yanıltıyor: İş yapmanın iki boyutu vardır: Biri miktar, diğeri içerik. Hiçbir milyarder iş adamı  fakir köylü dede kadar yorucu çalışmaz.  Çok çalıştığı halde fakir, az çalıştığı halde zengin olan insanların sırrını,  ne kadar yaptıklarında değil ne yaptıklarında arayın. Başarı çok çalışmayı gerektirir belki, ama farklı çalışmayı, az da olsa aynı yönde ısrarlı çalışmayı gerektirir.

 

Okyanusun yapısını bir damla suyun yapısından farklı görüyoruz. Oysa okyanus su damlalarının birikmesinin sonucudur. Bir damla suyu çok küçümsüyoruz. Oysa yumuşacık su  ısrarla damladığında taşları deliyor; biriktiğinde gemileri yüzdürüyor; sel olduğunda şehirleri yerle bir ediyor. Mağaralardaki heyecan verici salkıt ve dikitler damlayan su zerreciklerinin birikiminin sonucudur. Tüm büyükler küçüklerin birleşmesiyle oluşmuştur.

 

Bütün çabalarınızı arzu ile ateşlersiniz. Arzu damlaları biriktikçe arzu okyanusunu oluşturur. Sistem şöyle işler: Ne kadar arzularsanız o kadar enerjiyi, o kadar gücü, o kadar emeği amacınız uğrunda feda etmeye hazır olursunuz. Hatta en üst düzeyde, her şeyinizi en çok istediğiniz hedefe feda edersiniz. Hedefinizi öylesine arzularsınız ki ona adanırsınız. Şiddetli istek, basit bir ümit, basit bir dilek değildir. O kadar büyür ki yerine hiçbir şey geçemez. Onu öylesine arzularsınız ki onu elde etmeye çalışırken  açlık hissetmezsiniz, aklınıza eğlence gelmez, uykularınız kaçar. Rüyalarınızda onu görürsünüz.

 

Endülüs Medeniyetinin ilk kahramanı Tarık Bin Ziyad, ordularıyla İspanya topraklarına ayak basmıştı. Karaya ayak bastıktan sonra okyanustaki tüm gemileri yaktı. Askerler tepelerden geriye baktıklarında  yükselen dumanları gördüler. Ya mağlup olup öleceklerdi ya da galip geleceklerdi. Kendilerini geri götürecek gemileri yoktu artık; başka bir alternatifleri yoktu. Sonunda kazanan onlar oldular. Başarmak isteyen tüm gemilerini yakmalı ve girdiği yolu geriye dönüşü imkansız hale getirmelidir. O zaman alev alev yanan bir arzu doğar. Yakıcı arzularınız yoksa diğer gemileri yok edemezsiniz.

 

Ortaokul müdürümüz Ömer Balcı şiir yarışması düzenleneceğini söylediğinde kalbime heyecan dolmuştu. Çok iyi bir şiir yazmalıydım. Günün akşamına kadar bunu düşündüm. Uyumaya çalışırken bunu düşünüyordum. Uykumun arasından fırlıyor, aklıma gelen birkaç satırı kaleme alıyordum. Şimdi anlıyorum ki eğer o şiddetli arzuyu yaşamasaydım benim şiirim birinci seçilmeyecekti.

 

Lise öğrencisi olduğum ilk yıl içinde matematik problemlerini çözemiyordum. Okul arkadaşlarımdan bana öğretmelerini yalvara yakara istiyor; anlayamadığım konular için, ağlıyordum. Benim zekam geri miydi? Herkesin anladığını ben nasıl anlayamazdım? Arzularımın okyanusu içine daldım. Sonunda okulumuzun birinci sınıfında olduğum halde Tübitak Matematik yarışmasına katılmak üzere Ankara'ya gönderilecek üç öğrenciden biriydim. Başlangıçta anlayamadığım matematik en yüksek notları aldığım derslerim arasına girmişti.

 

Uçak bir kere yükseldi mi artık uçacaktır. Arzularımın karşılığını okul birinciliğiyle aldım. Okul arkadaşlarım çözemedikleri soruları bana getirirlerdi ve soruları hayatımın en zevkli işi gibi görüp çözerdim. Bir defacık olsun beni mahcup edebilmek için, hiç çözülemeyeceği sanılan problemler bana getirilirdi. Ben zeki miydim? Hayır. Benimle rekabet eden arkadaşlarım arasında zekaları gözlerinden fışkıranlar vardı. Onların hızlı kavrayışlarına hayran kalırdım. Eğer başarmak isteyen uyku kaçırıcı arzum olmasaydı ben şimdi bir hiç olacaktım.

 

Bu kitabı yazmaya nasıl tahammül ettiğimi sanıyorsunuz? Gece yarılarına kadar beni bilgisayarımın başında kitapların, notların arasında uyanık tutan sır nedir? Neden saat 02.45'de ben hala buradayım? Sizlere ulaşmanın yakıcı arzusu, üretmenin direnilmez zevki olmasaydı şu saatte herkes gibi uyumayı tercih etmez miydim?

 

Gerçek arzu aşk gibi sarsıcıdır. Ve aşk ruhları çelikleştiren en büyük güç alanı üzerine kurulmuştur. Şimdi neyi yapmak istediğinizi düşünün. Kalbinizin atışı hızlanıyor mu? Kalbinizde heyecan hissediyor musunuz? Hissetmiyorsanız arzulamadığınız kesindir. Rüyalarınıza bakın. Rüyalarınızda hedeflerinizi yaşarken kendinizi görüyor musunuz? Görmüyorsanız arzulamıyorsunuz.

 

Eğer bir arzunuzu rüyalarınızda görmeye başlamışsanız kaderiniz yazılmıştır. Rüyalarınız gerçek olacaktır. Bu gerçeği defalarca yaşadım; pek çok insanın hayat hikayesinde gördüm. Elias Howe dikiş makinesinin eksik parçasını rüyasında keşfetmişti. Orhan Gencebay'ın nasıl 1000 besteyi hayatına sığdırdığına inanamazsınız. Onu 1998 yılının Aralık ayında Kanal 7'de Ahmet Hakan'ın sunduğu "İskele-Sancak" programında dinledim. Gencebay iki parçasını rüyasında bestelediğini söyledi. O doğru söylüyordu; çünkü beste yapmak onun en büyük arzusu haline gelmişti.

 

Yurt dışına çıkmayı çok arzuluyordum. Arzuladıkça arzularım şiddetlendi. Önce Japonya'ya Mombusho burs programı çerçevesinde gitmeye çalıştım. Pek çok teşebbüsüm sonuçsuz kaldı. Arzularım belli bir şiddet düzeyinin üzerine çıkınca rüyalarıma girmeye başladılar. Rüyamda Bulgaristan'a gittim. Uyurken aralarında gezindiğim Bulgar evlerini şimdiki gibi hatırlıyorum. Sonra rüyamda defalarca Amerika'ya gittim. Orasını inanılmaz ve heyecan verici görüyordum. Arzulamaktan vazgeçmedim; çok geçmedi, bana yurt dışı kapıları açıldı. Bu fırsat benimle aynı statüde olan onlarca arkadaşıma da sunulabilirdi, ama kader beni seçmişti. Bir yıl içinde 35 defa ulusal ve uluslararası semalarda uçağa bindim. Almanya, Amerika, Bosna Hersek gibi ülkeleri dolaştım. Heyecan verici bir tecrübeydi yaşadığım.

 

Başarınızın sırrı kalbinizin içindedir, onu boşuna dışarıda aramayın. Ben sizden farklı bir kalp taşımıyorum. Ben de en az sizin kadar sevebilirim. Siz de en az benim kadar arzulayabilirsiniz. Einstein'dan aşağıda kalmamızı gerektirecek hiçbir neden yoktur.

 

Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nden 1990 yılında mezun oldum. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesinde Mastır çalışmasına başladım. Başlangıçta Mastır yapmayı pek önemsemiyordum. Dersler bitmiş, tez yazım aşamasına gelmiştik  ki,  bir kurumda işe başladım. Tez çalışmalarımı ihmal ettim. Tez hocam Profesör Süleyman Türkel bu ihmalime çok üzülüyordu. Bir dizi arzusuz   çabam sonuçsuz kaldı, sürem doldu ve bölümümden atıldım. Dehşet verici, üzücü, ezici bir durum. Tüm çabalarım boşa gitmişti.

 

Çok geçmeden bir af yasası çıktı, aynı bölümde yeniden sınava girdim, kazandım. Bölüm başkanı değerli Profesör Ali İhsan Bağış  benim kendilerini oyaladığımı düşünmeye başlamıştı.

 

Tez çalışmalarını hala ihmal ettiğimi gören tez hocam   Profesör Süleyman Türkel hayatımı değiştirecek şekilde beni sarstı: "Muhammed, ne yapıyorsun? Üç aylık süren kaldı. Tüm bu emeklerini çöpe mi atacaksın? Tüm bu gayretlerine yazık olmayacak mı?" dedi. Bunu söylediğinde 1996 yılını yaşıyordum. Sarsıldım, beynimde fırtınalar koptu, kalbim parçalanır gibi oldu. Bir yandan insanlara mahcup olmanın açısını duydum. Diğer yandan sözümü tutamamanın. Ama en acısı 1990 yılında başlayan bir çabanın hala bitmemiş olmasıydı. Kendime baktım. Çok başarılı olduğumu sanıyordum.

 

Arzularım yeniden şiddetlendi. Kendimi Tarık Bin Ziyad'ın durumunda hissettim. Ya her şeyi kazanacaktım, ya da tüm hayatımı kaybedecektim. Bugün benim kader günümdü. Daha şimdiden mastır çabalarımı çöpe atarsam, yıllar sürecek bir çabaya sıfırdan girişebilecek kadar uzun ömürlü müydüm?

 

Gecelerim, gündüzlerim arzularımla doldu. Yürürken, yemek yerken, her yerde, her zaman hedefimi düşünüyordum. Kalbimde gelişen arzu nedeniyle günde 20 saat boyunca çalışmayı nasıl sürdürebildiğime hala inanamıyorum. Tezimi yazmak aklıma geldiğinde heyecanlanır oldum. Ardından rüyamda mastır tezimle ilgili çalışmalarımı görmeye başladım. Rüyamda kendimi çalıştığım mekanlarda görürdüm. Sonra inanılmaz bir şey oldu: Tezimin bazı bölümlerini rüyamda yazıyordum, sonra uyanır uyanmaz gördüğüm fikirleri hemen kaleme alıyordum. Bu inanılmaz bir şey. Sonunda tezimi bitirdim[1]. Az kalsın Ali İhsan Bağış hocam haklı çıkacaktı. Bunu siz de yaşarsanız, Orhan Gencebay'ın  bazı parçalarını nasıl rüyalarında besteleyebildiğini anlayabilirsiniz.

 

Neyi ne kadar arzuladığınızı düşünün. Gerçekten büyük işler başarmak istiyor musunuz? Büyük eserler üretenlerden olmak istiyor musunuz? O zaman şiddetli istemek zorundasınız. Rüyalarınıza girecek ölçüde çok istemiyorsanız   büyük hayallerinizin gerçekleştiğini göremezsiniz. Küçük işler için küçük arzular yeterlidir. Ama büyük işler için büyük arzular geliştirmeye mahkumsunuz. Kesin olarak şunu biliyoruz artık: Büyük arzular büyük başarılara, küçük arzular da küçük başarılara izin verirler.

 

Önemli olan nereden başladığınız değil, nereye varmak isteğinizdir. İster cennetten, ister cehennemden yola çıkın. Üzerinde yürüdüğünüz yol, sonuna varacağınız yoldur. İleriye bakın. Gittiğiniz yolda yürüyenler nereye varmışlardı?

 

Başaranların çoğu cehennem gibi bir hayattan yola çıktılar. İnsanlığın tarihini değiştirenlerin çoğunun geçmişi inanılmaz acılarla doludur. Doğuş tanınmış sanatçı olmadan önce sokaklarda yaşıyordu. Çocukluğunda yaptığı bazı büyük yanlışlar yüzünden onu kınadınız mı? Acaba hayatının bazı günlerini tiner koklayan çocuklarla paylaştı mı? Ama o, yıllar boyunca bıkmadan adını duvarlara yazarken, arzusunu yansıtıyordu. İbrahim Tatlıses de  inşaat işleriyle uğraşıyordu. Ben acılarla dolu çocukluğumu bir orman köyünde yalınayak yaşadım. Sizin de bir hikayeniz yok mu?

 

Bu kitabı okuyanlar arasında benzer geçmişleri paylaşanlar   vardır. Anadolu'nun yürekli evlatları arasında acı çekenlerin çok olduğunu siz de biliyorsunuz. Bir şeyi daha bilmelisiniz. Zengin anne-babanın çocuğu olmanıza hiç güvenmeyin. Yaşadığınız toplumun ayrıcalıklı sınıfından olmanız size hiç üstünlük duygusu vermesin. Ne de fakir bir ailenin çocuğu olmak sizi üzsün. Çocukluklarını yağ ve bal içerisinde geçirenler arasında hayatın ağır yüküne dayanabilenler azdır. Büyük olmak istiyorsanız, dağları sırtınızda taşımaya hazır olmalısınız. Zorluklar göğsünüzü yumruklamamışsa, çelik gibi dayanıklı bir bağıra sahip olamazsınız. Korkmayın: Ruhunuz dünyayı sırtlayacak kadar güçlü yaratılmıştır. Kalbinizdeki sevgi  tüm kainatı sevebilecek kadar büyük yaratılmıştır.

 

Bugün nerede olduğunuz hiç önemli değildir. Yarın nerede olacağınıza bakın. Elbette bugünümüz de, yarınımız da önemlidir. Bugün sadece  yarın ne olacağımızı belirlediği için önemlidir. Yarın ise asıl ne olduğumuzu göstereceği için önemlidir. Geri zekalılıkla suçlanan Einstein'i   ömründeki yarınından dolayı  hatırlıyoruz. Büyük bir yarın üretmek için şiddetli arzuya ihtiyacınız var.

Şiddetli arzuyu nasıl geliştirebilirsiniz? Niçin insanlar arasında arzuları şiddetli olanların sayısı çok azdır? Niçin herkes şiddetli arzulamıyor? Bunun nedenini öğreneceksiniz.

 

Ben niçin çok arzuladım? Çünkü yokluklar yaşadım. Fakir bir ailenin çocuğuydum. Yalnızdım. Aç kaldığım günlerim oldu. Delinmiş ayakkabılarla, buz tutmuş yollarda yürüdüm. Tüm bu yaşadıklarımdan kurtulmak istiyordum. Çocukluğumda güneşli bir günde ormanlara gizlendim, saatlerce ağladım ve "Allah'ım beni bu hayattan kurtar" diyerek yalvardım. Acılarım beni kırbaçladıkça kurtulma arzum şiddetleniyordu. Rahmetli Salih dedem her defasında gözyaşları içinde benim için dua ederdi. Köyümüzün kadınları, "çalış oğlum, kurtul bu dağlardan" derlerdi. Telkinler ruhumu kaplamıştı. İçimden duyduklarımı, tarlalarda çalışan köylülerden "bazıları" da söylüyorlardı. İşte benim yakıcı arzumun nedeni budur. İnsanları gözyaşlarına boğan arzu dağları dize getirir. Dağlarda sevgilisini arayan mecnunun gözyaşlarına sadece yağmur iştirak etmez. Ağlarsanız üzerlerine göz yaşlarınız damlayan karıncalar da ağlar.

 

Anthony Robbins niçin çok arzuladı? Onun, "İçindeki Devi Uyandır" isimli kitabını okudunuz mu? On yıl sonra binlerce insana seminer vermek için helikopterine binmişti. Şehir meydanında kendini bekleyen kalabalığın heyecanı karşısında gözyaşlarına boğuldu. On yıl öncesini hatırladı. Kitabında şöyle yazıyor: "California'nın Venice kentindeki küçük bekar dairemde tek başıma oturmuş, Neil Diamond'un bir şarkısının sözlerini dinleyip ağlıyordum. Şöyle diyordu şarkı: "Karşımdaki boşluğa, benim, dedim, Ben! Ve kendimi daha da yalnız hissettim, nedenini anlayamadım." Geçmişine bakıyor Robbins: "Geçmiş başarısızlıklarım ve çaresizliklerim aslında bugünkü  hayat düzeyimi oluşturan anlayışın temelini atıyormuş" diyor. "İşte o anda bir karar verdim ve o karar hayatımı ebediyen değiştirdi."[2] Acılar onun da hayatında vardı demek. Hasret duyguları içinde bir karar vermek ve o kararın hayatınızı ebediyen değiştirmesi...

 

Uzaklardan, nasıl da derin arzulara boğulduğunuzu hayal ediyorum. Siz, gelecek zamanda ve uzak bir mekanda Hazreti Adem’in (as) ruhunda kaynamış olan arzularla kaynaşıyorsunuz.[3] Hıçkırıklara boğulduğunuz günler yaşadığınızdan eminim. Yolunuzun ucundaki Cenneti görseydiniz, yarın elde edeceğiniz araba uğrunda göze aldığınız açlığa eseflenirdiniz. Hakikisi dururken oyuncak arabaları tercih eden çocuklar gibiyiz. Doğru bu, çünkü aynı Adem’in çocuklarıyız.

 

Herkesin kendine özel bir hikayesi  vardır. Ama hiç kimse büyük arzulara sahip olmak için yokluk çekmek zorunda değildir. Nihayet bunu kendi ellerimizle nasıl başarabileceğimizi biliyoruz. Zorluklar bazılarımız için doğal bir  sürükleyici olabilir. Ama bu faktörü, her zaman, herkes gerektiği gibi kullanmasını bilmiyor. Zorluk çekenler çekmeyenlere göre bir adım daha öndedirler. Önde olmak için birikmiş acılarınız yoksa, arzularınızı kendiniz üreteceksiniz. 

 

Eğer bir şeyi kesin olarak istiyorsanız ve ona inanıyorsanız devam edin ve onu yapmaya başlayın. Hayallerinizi istediğinize  odaklandırın. Başkalarının ne söylediklerine bakmayın. Yola çıktığınızda geçici başarısızlıklarla karşılaşacaksınız. Geçici başarısızlıkları "başarısızlık"la karıştırmayın. Vazgeçmediğiniz sürece  tüm başarısızlıklar geçicidirler ve her geçici başarısızlık başarının çekirdeğini içinde taşır. Bir tek başarısızlık vardır ve gerçek başarısızlık odur: Vazgeçmek. Bizim başarısızlık dediğimiz şeyler genellikle geçici başarısızlıklar, yani başarıya giden yollardır.  Hiç kimse geçici başarısızlıkları yaşamadan başarılı olamaz, olamamıştır. Tekrar ediyorum, "olamamıştır."

 

Duyguları yoğun olmayanların eylemleri yoğun olmaz. Heyecanla konuşan insanlar kalplerindeki arzu sayesinde dikkat çeker ve insanlara kendilerini dinletmeyi başarırlar.

 

İnsanları etkileyen madde değil ruhtur. Sizi bedeninizi oluşturan maddeler nedeniyle değil, kimliğinize yerleştirdiğiniz anlamlar nedeniyle severler. Erkek, kadın veya çocuk maddesel bedenleri itibariyle son tahlilde farksızdır. Ancak gül çiçeğini zambaktan ayıran nakış ve renk yani anlam farkı, insanı insandan ayıran temel nedendir.

 

Farkınızı ortaya koyacak olan tek gücünüz kalbinizdeki arzudur. Duyumsadıklarınız, istekleriniz ve hayallerinizdir. İnsanlara ve kainata kalbinizle muhatap olursunuz. İletişimlerinizde buna dikkat edin. İnsanların bedenleriyle değil ruhlarıyla iletişim kurduğunuzu hissedeceksiniz.

 

Madde yoktan var edilemez insan tarafından. Ancak olmayanın Yaratıcı tarafından var edilişi, insanların arzularından etkilenmektedir. Şefkatiniz kuvvetliyse,  çocuğunuza tercih ettiği oyuncağı almaz mısınız? Hele bir de buna söz vermişseniz.

 

Bazı velilerin bir anda bir çok yerde bulunabildiklerini anlatan hikayeler uydurma değildir ve bu türlü tecrübelerin somut örnekleri hala yaşamaktadır. Aslında madde ruhsal kimliklerin fizik bedenler şeklinde yansımasından ibarettir. Çiçeğin ardında onu temsil eden ruhsal imge ile, melekle karşılaşacaksınız. Cennette meyve, arzuladığınız anda yanınızda hazır bulunur. Cennette tam olarak yaşayacağınız, aslında  perdelenmiş olarak dünyada da vardır. Cennette hemen, ama dünyada tabiat kanunlarıyla sınırlanmış olarak, tedricen aynı süreç gerçekleşmektedir. İnsanlar, arzuladıklarına kavuşturulduklarını bir keşfetseler, bu harika makineyi mükemmel şekilde kullanmayı da öğrenmek isteyeceklerdi.

 

Yakıcı Arzu Nasıl Gelişir?

 

Bir şeyi istemekle onu elde etmeye hazır olmak arasında büyük bir fark vardır. Hiç kimse bir şeyi elde edebileceğine inanmadığı sürece  onu elde etmeye hazır değildir. Almaya hazır olmadığınızı kaderinizin size vereceğini sanmayın. İnanç şiddetinde istemekten söz ediyoruz, basit bir ümitten veya dilekten değil.

 

Duygular vücuttan gelip geçen hormonlardan ibaret değildir. İnsan ağladıkça daha çok ağlar, sevdikçe daha çok sever. Tüm canlılar dünyayı istila etmek istediği gibi, tüm duygular da kalbi kuşatmak ister. Bir kalbi kuşatan duygu ne ise, kalp odur. Ya sevgidir, ya da nefrettir. Arzularınız büyük bir ağaç gibi dal budak salıncaya ve tüm hücrelerinize işleyinceye kadar onları geliştirmelisiniz.

 

Şiddetli bir arzuyu geliştirebilmeniz için aşağıda size altı adım veriyoruz. Bu adımları yalnızca bilmek işinize yaramaz. Bilgi sadece uygulandığında değerlidir. Bilenler değil, sadece bildiklerini yaşayanlar yükseklere çıktılar. Şu hikayeye bakın: Yıllarını ilim tahsiline adayan İmam Gazali, kitaplarını alıp köyüne geri dönerken, haydutlar yolunu kesip kitaplarını gasp ederler. Gazali “eyvah, bütün ilmim gitti” diye feryat eder.  Haydudun söylediğine bakın: “Kitap olmayınca kaybolan ilimden ne hayır gelir? Bu nasıl ilim öğrenmek?” Bu hadisenin sarsıntısıyla tüm kitapları ezberleyen Gazali, kıyamete kadar adından söz edilecek bir büyük olmuştur.

 

Yükseklere çıkan insanların bazılarından çok daha fazla bilgiye sahipsiniz. Ama eyleme de sahip misiniz? Işığınızı içinizde mi gizliyorsunuz? Işığını yaymayan Güneş, Güneş olmazdı.  İlmini yaşamayan alim, alim olamazdı. Işığınızı yaymaya başlamanız  için aşağıdaki adımları öğrenmenizi bekliyoruz. İyice öğrendikten sonra ilk işiniz uygulamak olmalıdır:

 


Arzulayacağınız hedefi tespit edin:

 

Arzuladığınızın ne olduğunu ve onu nasıl elde edeceğinizi tam olarak bilmelisiniz. Bu bilgi tam olarak ne yapacağınızı gösterecektir. Bu aşamada yapmanız gerekenler "Yöntemin Belirlenmesi" bölümünde ayrıntılı olarak anlatılmakla birlikte, burada özetle üzerlerinde duruyoruz:

 

-Kesin olarak ne istediğinizi belirleyin: Kesinlik kuralını uygulayın:[4] Tam olarak neyi, ne kadar, nerede ve nasıl elde etmek istiyorsunuz? Belediye Başkanı olmak mı istiyorsunuz? Hangi ilde? Başkan olmak için hangi yeteneklere ihtiyacınız var? Hangi çevreye sahip olmanız gerekiyor? Hangi işleri yapmanız gerekiyor? Tüm bunları  nasıl planlayacaksınız? Onları adım adım, hangi sıraya göre gerçekleştireceksiniz? Oturun. Radyonuzu, televizyonunuzu, kapınızı kapatın. Gözlerinizi de kapatın ve dakikalarca düşünün. Hatta saatlerce düşünün.

 

-Bu isteğiniz karşısında feda edeceğiniz nedir? Ne kadar emek, ne kadar para, ne kadar zaman harcayacaksınız? Başka nelerden vazgeçmeyi göze alıyorsunuz? Vali olmak uğrunda çalışırken, maça gitmekten vazgeçmeyi göze alıyor musunuz? Öğrenmek için tüm boş zamanlarınızı harcayacak mısınız? Eğitim alırken ne kadar masrafı göze alıyorsunuz? Vermeden alamazsınız. Vermek aslında almaktır. Bir tebessümden bile ibaret olsa verdiğiniz her şeyi eninde sonunda alacaksınız. Daha da önemlisi vermeden aldığınız her şey mutlaka geri alınacaktır. Dahası, verdiğiniz katlanarak size sunulacaktır. Tek simanızla bir tebessüme karşılık, yüzlerce tebessüm alırsınız. Dostluğunuzu vermezseniz, kimse size dostluğunu vermez. Sevmezseniz sevilmezsiniz. Hangi gereksiz meşguliyetlerden vazgeçmeyi göze alıyorsunuz? Bu uğurda çalışırken sigarayı bırakmanız mı gerekiyor? Kahvelere takılmayı terk etmeniz mi gerekiyor? Bunları göze alıyor musunuz?

 

-Bu hedefinizi kesin olarak ne zaman elde etmek istediğinizi belirleyin. Tam olarak ne zaman gerçekleşmesini istiyorsunuz? Kaç ay veya  yıl sonra? Mantıklı bir süre oluşturun. Örneğin ben bu kitabı yazmayı düşündüm. Neyi nasıl yazacağımı adım adım belirledim ve bu işi iki ay içinde tamamlamaya karar verdim.[5] Bu yüzden her gün ve her gece bulabildiğim 10-20 dakikalık zaman aralarını kullanmak zorundayım. Hedefim gereksiz şekilde televizyon seyretmeme izin vermiyor. Hayalimde sanki iki ay doldu ve ben kitabımı yazdım. Bunu görüyorum. Karar verin, hayal edin; sanki o gerçekleşmiştir. Bunu zihninizde yaşayın. Ne zaman? Varsayalım üniversiteden yeni mezun oldunuz: İki yıl sonra mastır, altı yıl sonra da doktora çalışmalarınızı tamamlayabilirsiniz. Aynı süre dahil olmak üzere 7 yıl içinde genel müdür olmayı hedefleyebilirsiniz. Zengin olmak istiyorsanız  önümüzdeki yıl aylık gelirinizi bir milyara, bir sonraki yıl 4 milyara, bir sonraki yıl 40 milyara çıkarmayı hedefleyebilirsiniz.   

 

-Bu hedefin gerçekleşmesi için kesin planı hemen oluşturun. Hazır olmayı beklemeyin. Beklerseniz hiçbir zaman hazır olamazsınız. Yapmak için gelecekte bekleyen daha uygun zaman yoktur. En uygun zaman hemen şimdi dediğiniz zamandır. En uygun zaman tam karar verdiğiniz zamandır. Karar verin ve hemen eyleme başlayın.

 

Arzularınızı Şiddetlendirin

 

Arzunun şiddetlenmesi bilincin şartlanmasına bağlı. Bilinciniz hedefinizi her gittiği yere ne kadar uzun süre beraberinde taşıyorsa o kadar arzulayacaksınız. Arzunun şiddetini arttıran onun zihinde tekrar edilmesidir. Aşağıdaki önerilerimizi adım adım uygulamalısınız:

 

·      ·     Planınızı yazıya aktarın.

1.  

2.  Yazmazsanız yapmazsınız. En büyük sır buradadır. Zihninize yazdığınız silinebilir, izi kaybolabilir. Ama kağıda yazdığınız orada kalıcı olacaktır. Bir defa yazmak on defa okumaktan daha etkileyicidir. Şiddetli arzulamak istiyorsanız yazmaktan başka bir yolunuz yoktur. Yazmakla arzunuzun çekirdeğini yeşermeye hazırlarsınız. Hedeflerin yazılması konusunda lütfen bir önceki bölümü hatırlayın.

3.  

4.  1992 yılında kendim için belirlediğim  bazı hedeflerimi yazdım. Her şeye rağmen şimdi o hedeflerimin %80'inin gerçekleştiğini görüyorum. Keşke şimdiki büyük hedeflerimi o zaman yazsaydım. Kendiniz için bu zahmeti göze almak zorundasınız. Yoksa kader sizi daha büyük zahmetlere boğar.  Yağmurdan kaçarken doluya tutulursunuz. Sineğin ısırmasından kaçarken yılanlara yem olabilirsiniz. Özel bir defter alın. Bu deftere kaderinizi yazacaksınız. Bu defterde yazacaklarınızın gelecekte büyük ölçüde gerçek olduğunu göreceksiniz.

5.  

6.  İlk yazdığınızda, hedefinizin ve planlarınızın yeterince net ve ayrıntılı olması güçtür. Önemli değil. Yazdıklarınızı daha sonra, esnetebilir, geliştirebilirsiniz. Basit de olsa mutlaka yazmalısınız.

7.  

8.  

9.  

·      ·     Hedef yazılarınızı okuyun:

 

Kalbinize koyduğunuz bir hedef ruhunuza ruhlar aleminden davet ettiğiniz bir enerjidir. Salonunuzda suladığınız çiçek nasıl yeşerirse, kalbinizde beslediğiniz hedef de öyle yeşerir; dal budak salar. Beslenmeyen hedef, çürümek veya parçalanmak için kuru bir çöle atılan tohumdan farksızdır. Belki de o tohumu birisi ele geçirir, besler, kocaman bir ağaç yetiştirir; kaçırdığınız fırsata pişmanlık içinde bakarsınız.

 

Çiçeğin gıdası su, hedefin gıdası tekrardır. Hedefi tekrar ettiğinizde beyniniz o hedefe giden yollarda elektro-kimyasal faaliyetler gösterir. Tekrar edildikçe başka hedeflerle, bilgilerle ilişkilenir. Değişik açılardan hedefiniz üzerinde düşündükçe  beyninizde inanılmaz bağlantılar oluşturursunuz. Beyniniz her yeni bilgiyi hedefiniz açısından analiz eder. Onda yeni bir katkı bulursa hemen ilgi kurar ve bir birine bağlar. Zaman geçtikçe inanılmaz keşifler yaparsınız. Zekanız gelişir.

 

Şuna dikkat edin: Ne kadar çok beslerseniz besleyin her ağacın yetişmesi belli bir zaman alacaktır. Aynı şekilde  yırtınırcasına çalışsanız da hedefinizin gerçekleşmesi için zamana ihtiyacınız var. Sır şurada: Ağacınızı ne kadar erken dikerseniz, ya da hedefinizi ne kadar erken tespit ederseniz o kadar önce meyve verecektir. Einstein çok çalışıyordu; ama rölativiteyi bulabilmek için yıllar boyu beklemekten kurtulamadı. Edison gecelerini bile tezgahının başında geçiriyordu. Ama ampulü bulabilmek için yüzlerce deneyi yapmak zorunda kaldı. Elbette hedefinizi başarmak için uzun bir ömür feda edecek değilsiniz. Büyük hedefiniz ömrünüz boyunca yüz kitap yazmaksa, bu yıl bir kitap yazmış olmakla başarmış olursunuz zaten.

 

Hedefi tekrar etmek için ilk yapacağınız iş onu yazdığınız kağıtlardan okumaktır.  Bu çerçevede:

 

-Hedef Yazınızı günde iki defa okuyun: Temel hedeflerinizi yazdığınız hedef defterinizi, günde iki defa sabah ve akşam mutlaka okumalısınız. Ayrıntılı hedef iki sayfada özetlenebilir. Her gün bunu bir zikir, bir dua gibi okumalısınız.

-Hedef ibarelerinizi her yerde tekrarlayın: Hedef baktığınız her yerde gördüğünüz şeydir. Küçük kağıtlara yazdığınız birer kelimelik hedefleri her yerde göreceksiniz. Arabanızın direksiyonunda, aynanızda, defterinizde; küçük kağıtları sık sık gördüğünüz tüm eşyalarınıza yapıştırın. Onları Jim Dornan gibi tekrar edin. Her gördüğünüzde okuyun.

-Hedef Kelimenizi -şifrenizi- her gün yüzlerce defa tekrar edin: Tüm temel hedeflerinizi tek bir kelimeye indirgemeyi başardınız. Bu sizin hayat şifreniz. Bu şifreyi  W. Grey Walter gibi bıkmadan tekrar edin.  Sabah uyandığınızda, akşam uyurken, yolda yürürken, sofraya otururken... Walter, bu yolla tüm hedeflerini gerçekleştirmeyi başarmıştır. O,  tıraş olurken bile, hedeflerini tek kelimeye indirgeyerek yüzlerce kez tekrar ederdi.

 

Bunlar çok kolay ve zevkli. Arzularınızı düşünmek sayesinde tüm çalışmalarınızdan zevk alırsınız. Tüm saniyelerinizi değerlendirmenin yolu hayatınızı büyük arzulara adamanızdan geçer.   Ben bu sayede bulduğum her boş zamanı hayatımı coşkuyla dolduran işlere sarf ediyorum.

 

“Sabah erkenden kalk.   Birkaç makale oku. Elektronik mektuplara cevap ver. Akşama kadar seminerden seminere koş. Rutin işleri hızla tamamla.   Akşam telefonlara cevap vermeye devam et. Çocuklarla oyna. Tekrar bilgisayarın karşısına geç ve yaz. Duvarda asılı projelerine göz gezdir. Her biri için ayrı ayrı çalış.” Yaşamazsanız, mutluluğun böylesine dolu olmakta yattığını bilemezsiniz.

 

 

Hedefi Duygularla  Birleştirin

 

Hedefiniz büyük duygularınızla birleştiğinde, canınız kadar koruduğunuz duygularınız hedefinizi de koruyacaktır. Biliyorsunuz, duygularımıza direnemeyiz. En güçlü insan bile hüngür hüngür ağlayabilir. En acımasız adam bile kendi çocuğu söz konusu olduğunda şefkatin dayanılmaz gücü altında ezilir. Bu çerçevede:

 

-Şefkat duygunuzu kullanın: Jim Dornan'ın çok sevdiği çocuğu amansız bir hastalığa yakalanmıştı. Ameliyat için  çok miktarda paraya acilen ihtiyacı vardı. Tüm duygusal yoğunluğu içinde çare ararken Amway işine girdi ve orada milyonlarca dolar kazanabileceği bir  pazarlama sistemi geliştirdi. Bunu çocuğunun büyük tedavi masraflarını karşılayabilmek için yapmıştı. Bugün Network 21 olarak bilinen bu sistem dünyanın pek çok ülkesinden binlerce pazarlamacıyı içinde barındırıyor.  Sizin oturmanızı engelleyen canınız kadar değerli bir acil ihtiyacınız yok mu?

 

Amerikalı Mark Hughes'in annesi yanlışlıkla aşırı dozda aldığı rejim haplarından 36 yaşında ölünce Hudges bu duruma çok üzüldü. Kendini zararsız kilo verme yöntemlerini araştırmaya adadı. Sonunda ürettiği ürünleri geliştirip pazarlayan şirketi -Herbalife- dünyanın büyük şirketleri arasına katıldı. Sizin kendinizi adadığınız bir davanız yok mu?

 

Evi yanarken alevlerin dışında bekleyen bir babanın yerinde olduğunuzu düşünün. Belki kardeşinizi   kurtarmak için riske atılmayabilirsiniz, ama içerde yanan evladınızı kurtarmak için canınızı hiçe sayarsınız. Alevlerin arasında "anneciğim, babacığım" diye çığlıklar atan, sizin çocuğunuz olsaydı, alevlerin içerisine vücudunuzu savururdunuz. Demir parmaklıklardan kaçamayınca alevlere sırtını dayayıp evladını kucağında gizleyen, sonra da yavrusuyla birlikte Cennete giden çaresiz annelerin yaşadığı gecekondularımız vardı bizim.

 

Eşimle birlikte ağladığımız bir hikaye izledik Kanal 7 televizyonunda. Marmara depremi, şefkatli bir annenin kolunu, tonlarca ağırlıktaki beton yıkıntısı arasında kelepçelemişti. Yavrusunun çığlıklarını duydu anne. Kurtarıcılar anneyi gördüler ve onu kurtarmaya koştular. Ama o, önce yavrusunu kurtarmaları için feryat etti. Onu dinlemiyorlardı, anlamıyorlardı bile. Kurtarılması için geçecek saatlere yavrusu dayanamayabilirdi.  İşte o kadın, Güneşi hayran bırakan aydınlıktaki ruhuyla, bez parçasını yırtar gibi kolunu   koparmış ve yavrusunun kurtarılmasına koşmuştur.  Üzülmeyin, bugün ikisi de yaşıyor.

 

Çocuklarınızı seviyorsanız, onlara gurur duyacakları bir babayı veya anneyi miras bırakmayı hayal edin. Eğer milletinizi seviyorsanız, onlara sevgiyle anacakları  bir evlada sahip olmanın şerefini tattırmayı hayal edin. Eğer sevecek kimse bulamıyorsanız, bu dünyaya yanlış gelmiş olmalısınız.

 

-Şerefinizi kullanın: İnsanın en değerli varlığı şerefi, onuru, namusu ve izzetidir. Bir insanın şerefine  saldırmak canına kast etmek kadar ağır ve öfke uyandırıcıdır. Eğer bir işi başarmayı şeref meselesi yapmışsanız tüm gücünüzü, tüm arzunuzu ona yoğunlaştırırsınız.

 

Lise öğrencisi olduğum yıllarda bileğimin güçlü olduğunu fark ettim. Öyle ki okulumuzda bütün öğrencileri bilek güreşinde yenebiliyordum. Arkadaşlarım  Belletmen öğretmenimizi tahrik ederek benimle güreşmeye zorladılar. Onu ve hatta yumruğuyla tahta kapıyı kırabilecek kadar güçlü bir arkadaşımı da yenmiştim. Bu yeteneğin verdiği gururla bir yaz tatilinde köyüme gittim. Ortaokuldan iri yarı ve güçlü bir arkadaşım vardı. Bu hikayemi anlattıktan sonra onunla bilek güreşine tutuştuk. Kazanmak şerefimi kurtarmak kadar önemliydi. Öylesine bir güreş yaptık ki, kolumu koparma pahasına vazgeçmedim. Ben galip geldim ama bazı kas liflerim koptu; o günden bu yana sağ elimi eskisi kadar kolay kontrol edemiyorum. Şerefinizi bu şekilde yanlış kullanmanızı önermiyorum.

 

Hedefinizi şerefinizle ilişkilendirin. Onu gerçekleştirmek, şerefinizi kurtarmak kadar önemli olsun. Eğer faydası olan hedef seçerseniz, kas lifleriniz kopmayacaktır, merak etmeyin. Temel ile Cemal kimin balkondan daha çok sarkabileceği konusunda iddiaya tutuşmuşlar ve iddiayı Temel kazanmış. Çünkü yere çakılmış. Zararlı hedefin sonu çukura  çakılmaktır elbette. Ardahan valiliği yapan Ayhan Nasuhbeyoğlu sigarayı bırakma konusunda arkadaşlarıyla iddiaya girmiş, bunu bir şeref meselesi yapmış ve başarmıştı. Yüksek hedeflerle birleştirilen şeref, şerefi arttıracaktır.

 

-Hedefinizi aciliyetle birleştirin: Hayatın çok kısa olduğunu, fırsatların hızla geçtiğini düşünün.

 

Ankara'da bir mağazanın kapısında 1999 yılının Mart ayında ilginç bir görüntü vardı. Etiketinde 35 milyon lira yazan kabanlar 5 milyon liraya satılıyordu. Satın almak isteyenler o kadar çoktu ki, güvenlik görevlileri insanları zorlukla sıraya koydular. Yüzlerce insan dışarıda sıranın kendilerine gelmesini bekliyordu. Birileri ücretsiz ekmek dağıttığında insanlar alabilmek için birbirlerini eziyorlar. Kızılay meydanında düzenlenen bir törende Melih Gökçek'in emriyle halka plastik futbol topu dağıtılıyordu. O toptan alabilmek için insanların nasıl birbirleriyle yarıştığını gözlerimle gördüm. Bu tutumun temel nedeni açlık ve fakirlik değil elbette. Bir şeyi istiyorsanız çok acele etmelisiniz, çünkü verildiği vakit alamazsanız hiç alamayacaksınız. Kader şimdi veriyor, aynı şeyi yarın vermeyecek. Yarın başka bir rüzgar esecek. Şimdi girmediğiniz sınava tüm insanlar çağrılmıştı. Yarın sizin için geriye dönük özel bir sınav yapılmayacak. Güneş sadece sizin için dönmüyor.

 

Hayat aynen böyledir. Eğer geleceğe gidip ölüm anınızı bir dakika kadar yaşasaydınız, geri dönüp sırtında alevlerin tutuştuğu insan gibi koşuşturur, bir şeyler yapabilmek için ölümüne çırpınırdınız. Bana inanmayın isterseniz, aynı günü birlikte yaşayacağız. Vaktinde yapamazsanız, hiç yapamayacaksınız.

 

Bilinçli Telkine Başvurun

 

Hayatımızı içerden ve dışarıdan aldığımız telkinler yönetir. Aldığı telkinlere hakim olmayan, kendine hakim olamaz. Telkinlerle beyinleri yıkanmış insanlar arasında yaşıyoruz. Beynimizi ya biz kendi ellerimizle şekillendiririz ya da başkalarının şekillendirmesine teslim ederiz. Beyninizin nasıl yıkandığı konusunda kendinizi çok bilinçli şekilde eğitmemişseniz, büyük ihtimalle o, başkaları tarafından yönlendiriliyordur: Okuduğunuz gazeteler, dinlediğiniz hatipler, seyrettiğiniz filimler veya boyunca yürüdüğünüz cadde tarafından. Dinlediğiniz her müzik, her dedikodu, gördüğünüz her manzara, seyrettiğiniz her film  beyninize musallat olan birer yönlendiricidir.

 

Bu  kitapta beynimizin nasıl yıkandığını, telkin savaşlarından kendimizi nasıl kurtaracağımızı anlatmayacağım. Beş temel duyunuzla zihninize nelerin gireceğini siz belirlersiniz. Neleri hayal edeceğinizi siz bilirsiniz. Hayat kaçınılmaz olarak bir esarettir: İsteyen hürriyete, isteyen cinayete, isteyen bir çiçeğe, isteyen bir kadına esir olur.

 

İki tür telkin bombardımanı içinde yaşıyoruz. Birisi dışarıdan gelir. Kulak tıkamak ve göz kapamak sizin elinizdedir. Dışarıdan gelen telkinlerin çoğu  tüm gücünüzü çalmaya çalışır. Her ideoloji tarihin karanlık sayfalarına gömülmekten, yaptığı telkinler sayesinde kurtulur.  Birinin kurtarıcısı Marks, diğerinin ki Hitler, bir diğerinin ki bir başkasıdır. Hepimizin, çocuklarımızı kahkahalarla güldürecek insansı kutsallarımız vardır. Çoğunun yeri çöplüktür bunların.

 

Ebedi hayatımızı anlatandan başka her şey, kendi içinde büyük yanlışlar barındırır. Bu yüzden her fikir, çağı geçince ölmüş; tarih, ideolojiler ve kurtarıcılar mezarlığıyla dolmuştur. Elbette her fikrin, her partinin, her felsefenin takipçileri saygı görmelidir. Ama kendinizi diğer dünyalara kapatıp ideolojilerden  birinin saplanmış fanatiği  olduğunuzda, dışınızdaki heyecan verici pek çok doğrudan mahrum kalırsınız. İnsan değişime ve gelişime açık olmalıdır.

 

Biz kusursuz değiliz.   Önemli olan insanların mantıklarını, kalplerini ve ruhlarını kullanarak kendi doğrularını geliştirmeleridir. Böyle düşündüğünüzde önünüzü açarsınız. Duyduğunuz her şeyi hemen doğru olarak kabul ederseniz, doğru da olsalar, onlardan gerektiği gibi faydalanamazsınız.

 

Hayatımızı belirleyen diğer telkin kendi içimizde ürettiğimiz hayallerdir. En büyük gücümüzün iç telkinlerimiz olduğunu söyleyebilirim. Alt bilinciniz hayal ettiğinizle yaşadığınız arasında bir fark görmez. Başarıyı doğru biçimde hayal etmek, ruhumuzda, onu yaşamak gibi etki yapar. Kötü olayları hatırlarken sık sık kullandığımız mekanizma budur. Bu mekanizmayı iyi olaylar için kullanmamızı engelleyen nedir? Niçin bunu kimse denemek istemiyor? Acı çekmek daha mı zevkli? İntikam uğruna, kendimizden intikam alıyoruz.

 

Amerika'da bazı sporcular ilginç bir deney yaptılar. Bir grup sadece egzersiz yaptı. Diğer gurup daha az egzersiz yaptı, ama başarıyı hayal etti. Müsabakalara katıldıklarında hayal edenler gurup olarak daha  başarılıydılar. Avustralyalı bir atlet  yeteneğinin yüzde 20'sinin fiziksel, yüzde 80'inin zihinsel olduğunu söylemiştir. Başarıyı nasıl hayal edeceksiniz; yani bilinçli telkine nasıl başvuracaksınız? Çok kolay:

 

-Şimdi olmuş gibi hayal edin: Alt bilinciniz sadece şimdiki zamanda yaşar. Dolaysıyla alt bilincinize etki eden telkin, şu anda yaptığınız iştir. "Kitap yazacağım" derseniz, ömrünüz  boyunca yazamazsınız. Bu yüzden “ibadete başlayacağım” diyenler ölüme kadar bekliyorlar. “Sigarayı bırakacağım” diyenleri ancak kanser durdurabiliyor. Çünkü gelecek zaman, alt bilinç için asla gelmeyen  bir gelecek üretir. Gelecek sonsuza dek uzanır. Belirsiz gelecek, sonsuz gelecek demektir ruh için. "Şu anda yapıyorum, yapmaya başlıyorum." demeye devam ettiğinizde, alt bilinciniz şimdi bir şeyler yapmaya sizi zorlayacaktır. "Şimdi alkolü bırakıyorum" diyen adam, alkol almaya devam etse de, telkinini koruması şartıyla, bir süre  sonra bırakacaktır. Ruhunda güçlü bir isteksizlik yavaş yavaş beslenecektir. Ama "Yakında alkolü bırakacağım" diyen adamın yakın zamanı asla gelmez. Şu halde "Yapacağım" demiyorsunuz, "yapıyorum, yaptım" diyorsunuz. Zihninizin yalanı, pek yakında bedeniniz tarafından doğrulanacaktır. Çünkü dışınız içinizle çatışmaya uzun süre dayanamaz. Hep böyle olmuştur.

 

-Olumlayıcı ifade kullanın: Olumsuzladığınız davranış güçlenerek size saldırır. "Asla televizyon seyretmiyorum." dediğinizde şimdiki zamanı kullanırsınız, ama olumsuz bir ifadeyle. Beyniniz sizi daha güçlü şekilde televizyon seyretmeye zorlayacaktır.

 

Kurtulmak istediğiniz bir davranışınız varsa onu zıt anlamlı bir kelimeyle, ama olumlu ifadeyle dile getirmelisiniz. Örneğin: "Tembel oturmuyorum" yerine "Sürekli çalışıyorum" deyin. Bilinciniz cümlenizin olumlu emrine bakar. “Başarısız deyilim” yerine, “başarılıyım” deyin. Hayatın yönü ileriyedir. Ruhunuzu geriye döndüremezssiniz.

 

-Başarı kelimelerini tercih edin: Beyin kullandığınız kelimelere nasıl bir anlam yüklediğinize genellikle dikkat etmez. Örneğin ısrarla "Sigara kötüdür" demek, biraz da "sigara iyidir" demek gibi bir etki yapar. Hayatını sigarayla savaşa adayan bir adamın sonunda sigara içtiğini okudum gazetelerden. İnsanların kötü işleriyle, onları  kötülemek amacıyla ilgilenmeye devam ederseniz yıllar sonra o kötülükleri yapma ihtimaliniz yükselir. Çok dikkatli olmalısınız. Çünkü kötü bir kelimeyi kullandığınızda ona yüklediğiniz anlamı bilincinize  çağırırsınız. Bu kelime zamanla bilincinizde tutunur. Onu çok sık hatırlamaya başlarsınız. En çok hatırladığınız kelime, ondan nefret etseniz de gereğini size yaptıracaktır.

 

 

Kelimeler onlara nasıl baktığınızın yanı sıra, onlara yüklediğiniz görüntülerle birlikte zihninizde canlanırlar. “Kahrolası kumar” dediğinizde, yalnızca kötülükten nefret ettiğinizi değil, aynı zamanda kumar masalarını, ihanetleri, insanlığın küçülüşünü görürsünüz. Hayalinizde  gördüklerinizin bir gün nefretinize baskın çıkabileceğinden şüphe edin. Çünkü genellikle başımıza gelen budur.   Bu yüzden, büyük insanlar çirkin konuşmaları dinlememek için çok özen göstermişlerdir.

 

Anthony Robbins der ki "literatürünüzden 'başarısızlık' kelimesini silin". Gerçekten de bu kelimeyi bilmeseydik, hiç birimiz başarısız olmazdık. Eski Japonların küfretmeyi bilmemelerinin nedeni dillerinde küfür kelimeleri olmamasıdır.[6] Size şu örneği verebilirim: Kendinize yaptığınız telkinler arasında söyle bir cümle yer alabilirdi: "Şerefsiz, ahlaksız insanlardan uzak duruyorum." Bu ahlaki yönden doğru bir telkindir. Ama, kodlama yönünden yanlış olduğundan,  sizi ahlaksız insanlardan uzak tutmaya yetmeyebilir. Daha doğrusu "Ahlaklı ve şerefli insanlara yakın duruyorum." olmalıydı. Mahsun Kırmızıgül’ün toplum tarafından çok sevilen, “Yıkılmadım, ayaktayım” şarkısının her dinleyişte kulaklarımı tıkamaya çalıştığım en talihsiz kelimesi, “serrefsizlere yenilmedim ayaktayım” nakaratında geçer. Sevgili Mahsun ve onu dinleyenler, bu ifade yüzünden farkında olmadan kendilerine zarar veriyorlar.

 

-Geliştirici Faktörleri Kullanın: Telkinin etkisinin her an sürekli artmasını istiyorsanız, gelişimin hızlandığını kendinize söylemelisiniz. Örneğin "Şimdi kendimi çok mutlu hissediyorum." bir telkindir. Ama "Şimdi ve her geçen saniye kendimi daha mutlu hissediyorum." demek daha güçlü bir telkindir. Alt bilinciniz bir sonraki gün veya saniye ne kadar mutlu olacağınızı hesaplarken, bir önceki dönemde ne kadar mutlu olduğunuza bakar. Şöyle söyleyebilirsiniz:

 

Şimdi ve her geçen gün daha  yüksek notlar alıyorum.

Şimdi ve her geçen saniye hafızam daha fazla gelişiyor.

Şimdi ve her geçen gün kendimi daha çalışkan ve daha üretken hissediyorum.

 

Hedefleriniz her ne ise onları  yukarıdaki kuralları dikkate alarak kodlayabilmelisiniz. Yanlış kodlamanın size zaman ve emek kaybettireceğini, hatta zararlı olabileceğini bilmelisiniz. Telkin cümlelerini bir kere oluşturdunuz mu, onları yüzlerce defa okuyabilirsiniz. Sanki olmuş gibi hayal edeceksiniz. Yapmak istediğiniz her ne ise, kendinizi o filmin içinde görün. Vali olmak istiyorsanız sanki valisiniz. Makamınıza gidiyorsunuz. Halkın sorunlarını çözüyorsunuz. Sonra yemek yiyorsunuz valisi olduğunuz ilin bir lokantasında. İdeallerinizin tüm detaylarını görmeye, hayalinizde yaşamaya çalışın. Mimarisini  detaylı çizerseniz hayatınızın  her gün nasıl inşa edildiğini göreceksiniz. 

 

Dikkat: Tüm bu aşamalar bir bütündür. Bir aşamayı ihmal ederseniz diğer aşamalarda geçici başarısızlığa uğrarsınız. Bir şansınız var. Hayata bir daha gelmeyeceksiniz. Lütfen özellikle son aşamaya çok dikkat gösterin. Bir gün bile ihmal etmeyin. Her gün yazdığınız planı iki defa okuyun. Günler geçtikçe duygularınızın nasıl değişmeye başladığını göreceksiniz. Heyecanınız artacak. Gözlerinizden ümit ve güven fışkırmaya başlayacak. Kendinize inanacaksınız. "Bunu başaracağım" demeye başlayacaksınız. Bu kitap böyle sözler söylemenize yardımcı olmak istiyor. Onu kütüphanenizin bir köşesinde susturursanız, lütfen gecikmeden, benzer sözleri söyleyen başka bir kitap bulun. Aksi halde ruhunuzdaki ışımanın önünü kesmiş olursunuz.

 

Bir füze gönderiyorsunuz uzaya veya bir füze gibi yükseliyorsunuz başarı ufkunda. Daha atmosferden çıkmadınız. Güneş’i Dünya’ya bağlayacak kadar güçlü olan çekim kuvvetinden kurtulmadınız. Füzenizin ateşleme sistemi, sizi atmosferin dışına çıkarıncaya kadar aralıksız çalışmak zorundadır. Motorlarını durdurursanız veya yakıtı tükenirse boşlukta beklemez, yere çakılır. Yükselirken yere çakılan nice insanlar gördük. Gururla gözlerini göğe diken Nemrut şimdi yerin altında bekliyor.

 

Telkinleriniz sayesinde, arzularınız her gün biraz daha güçlenecek. Salgılanan hormonlarınız ve beyninizde oluşan yeni nörolojik ağlar sayesinde karşı konulmaz bir arzu üreteceksiniz.

 

Şimdiden milyarder olmanın, gerçekten olabileceğinizin heyecanını duyuyorsunuz. İnsanların %90'ının yaptığı o en büyük hatayı yapmayın. Bu kitabı bir köşeye bıraktığınızda    kalbinizdeki derin heyecan hızla sönmeye başlayacak. "Tamam, ben yeterince arzu geliştirdim" demeyin. Arzunuzun sınırı yoktur. Onu iman derecesinde geliştirebilirsiniz. Önemli olan arzuyu her gün canlı tutmayı başarmaktır. Bunu yalnızca yazdıklarınızı okuyarak yapacaksınız. Yaptığımız en büyük hata ihmal etmektir, ısrar etmemektir, vazgeçmektir.

 

Size daha etkileyici ve kolay bir alternatif sunuyorum. Yazdığınız planınızı bir kasete okuyun. Bu kaseti her fırsatta dinleyin. Benden ısrarla Yüksek Yetenek konuşmalarımın kasetlerini isteyen genç arkadaşlarım oldu. Onlar arasında acı içerisinde bunalanlar, kekeleme ve utangaçlık gibi sorunları olanlar vardı. Kazandılar. Kendi telkin kasetlerini oluştururlarsa daha çok kazanacaklar.

 

Etkileyici konuşmaları tekrar tekrar dinlemekten bıkmayınız. Bu sırrı ilk hissettiğimde Amerikalı Jim Dornan'ın kurduğu uluslar arası pazarlama ağına ilgi duyuyordum. Ağa dahil olan insanlara güç ve heyecan veren, onları belli hedeflere şartlandıran kasetleri dinledim. Her dinleyişimde heyecan duyuyordum, kendime güvenim, arzum artıyordu. Safsataları değil, gerçek başarı kasetlerini bulun. Bulamıyorsanız, etkilendiğiniz bir başarı yazısını kasete okuyun ve dinleyin. Daha iyisi kendi yazınızı yazın ve kasetinize okuyun. Hayanızdaki devrimleri gözlerinizle göreceksiniz. Napoleon Hill'in söylediği, hayatımızın akışı açısından doğrudur: "Bizim koyduklarımız hariç,  hiçbir sınırımız yoktur."

 

Heyecan veren bir kitabın iki faydası vardır. Biri verdiği bilgiler, diğeri kazandırdığı duygu yoğunluğudur. Bir defa okuyarak bu kitapta ne anlatıldığını öğreneceksiniz. Bu kitapta size heyecan veren cümlelerle karşılaşmışsanız onların size duygusal olarak faydalı olmaları için defalarca okumalısınız. Bunu üşenmeden  yapan Hızlı ve Etkili Okuma Seminerinden  öğrencim sevgili Evren Teke’nin, bakışları bile bana heyecan veriyor.

 

Arzularınız varsa onları nasıl gerçekleştireceğinizi keşfetmeye hazırsınız. Şimdi yolculuğunuzun nerelerden geçeceğini nasıl belirleyeceğinizi öğreneceksiniz. Yöntem belirlemeye hazır olun. Müthiş bir adımın başındasınız.

 

Özetleyen Sözler

 

·       ·        Neyi başaracağınız, neyi, nasıl ve ne kadar istediğinize bağlıdır.

·       ·        Ne kadar güçlü olacağınızı ne kadar şiddetli istediğiniz belirler.

·       ·        Baş döndürücü bir başarıya imza atabilmek için baş döndürücü işler yapmaya değil, baş döndürücü arzulara sahip olmaya ihtiyacımız var.

·       ·        Ne kadar arzularsanız o kadar enerjiyi, o kadar gücü, o kadar emeği amacınız uğrunda feda etmeye hazır olursunuz.

·       ·        Gerçek hedefi  öylesine arzularsınız ki onu elde etmeye çalışırken  açlık hissetmezsiniz, aklınıza eğlence gelmez, uykularınız kaçar.

·       ·        Başarmak isteyen, tüm gemilerini yakmalı ve girdiği yoldan geriye dönüşü imkansız hale getirmelidir.

·       ·        Uçak bir kere yükseldi mi artık kolay uçacaktır. Aşk bir kalbe girdi mi başka bir sevgilinin girmesine izin vermez.

·       ·        Önemli olan nereden başladığınız değil, nereye varmak isteğinizdir.

·       ·        Büyük olmak istiyorsanız, dağları sırtınızda taşımaya hazır olmalısınız.

·       ·        Hiç kimse bir şeyi elde edebileceğine inanmadığı sürece  onu elde etmeye hazır değildir. Ne kadar hazır olduğunuzu ne kadar arzuladığınız belirler.

·       ·        Salonunuzda suladığınız çiçek nasıl yeşerirse, kalbinizde beslediğiniz hedef de öyle yeşerir; çiçeğin gıdası su, hedefin gıdası tekrardır.

·       ·        Önemli olan arzuyu her gün canlı tutmayı başarmaktır. Yaptığımız en büyük hata ihmal etmektir, ısrar etmemektir.

·       ·        Büyük insanlar çirkin konuşmaları dinlememek için çok özen göstermişlerdir.

·       ·        Bir defa inandınız mı, inanılmaz işleri başarırsınız. Ama bir defa inanmadınız mı, tüm kainat sizi engellemek için seferber olur.

·       ·        Öğrenmeyi zevkli kılan öğrendiklerimizin arzularımızla ilişkili olmasıdır.